Yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Savat Zanaatı'nı desteklerinize yaşatalım...

Savat İşçiliği Yaşasın...

Savat’ın kelime anlamı kara demektir. Savat gümüş, bakır, kurşun ve kükürtten elde edilen bir alaşımdır. Gümüşün çelik uçlarla üzerine şekiller çizerek savat alaşımının 450 derecede eritilerek üzerine işlenir.


Savat işçiliğinin en önemli özelliği yıllar boyunca hiç bir şekilde deforme olmamasıdır. Savat işçiliğinin birçok püf noktası olmakla beraber uzun yıllar denemeler sonucu ortaya çıkmıştır. Savat Tarihi Dünya tarihinde ilk olarak Roma imparatorluğu tarafından kullanılmış olsa da yoğun olarak Osmanlı İmparatorluğu zamanında Ermeni ustalar tarafından geliştirilmiştir. Osmanlı zamanında 120’den fazla savat atölyesi vardı fakat günümüzde sadece bir tane bulunmaktadır. 


Kullanımı Milattan Önce (M.Ö.) 2500 tarihlerine kadar dayandığı bilinen gümüş, günümüzde olduğu gibi geçmişte de insanların yaşamlarında geniş yer aldı. Birçok alanda kullanılan gümüş, süsleme sanatı olarak da keşfedildikten sonra farklı işlemlerden geçirildi. Bu işlemlerin belki de bilinen en eski örneği ‘savat’tı. İlk olarak Urartular tarafından ortaya konan ve gümüşün üzeri karartılarak gerçekleştirilen bu zanaat, yüz yıllarca ayakta kalmayı başardı. Osmanlı döneminde zirveye ulaşan “gümüşün kara sevdası” savat şimdilerde birbirinden güzel takılarla yeniden canlanma çabasında.


Kullanımı tarih öncesi çağlarda başlayan “savat”, gümüşü daha cazip hale getirmenin, ham olanı şekillendirmenin belki de en ilkel yöntemiydi. Yüz yıllarca kadınların süs eşyası olarak tercih ettikleri bu işçilik, bir dönem Osmanlı’da en gözde takı çeşitlerinden biriydi. Savatı sadece takıya uygulanan bir işçilik olarak sınırlandırmak haksızlık olur; savat enfiyelik, tütün tabakaları yağdanlıklar, vazolar ve daha birçok şeyde kullanıldı. Ancak tartışmasız en çok bilinen ve karşımıza çıkan şekli tabii ki takıdır.


Tarihi kaynaklar bize savatı ilk üreten uygarlığın Urartular olduğunu söylüyor . Doğu Anadolu’da yaşamış olan bu uygarlığa, şimdiki Van sınırlarımızda bulunan o dönemde “Tuşba” olarak adlandırılan kent, başkentlik yapmış. Yüksek bir medeniyete sahip olan Urartuların, sulama kanalları ve taş oymacılığı gibi birçok alanda daha önce yapılmamış işlere imza attıkları biliniyor. Mimaride çok ince bir çizgi yakalamalarının sebebi, zengin maden yataklarına sahip olmaları olabilir. Çünkü Urartularda maden yataklarının içerisinde gümüş önemli bir yere sahipmiş. Gümüşün bir süsleme sanatı olarak keşfedilmesinden sonra, zaman içinde bu madeni işleme biçimleri artmış, ham madenin üzerine çeşitli el işçilikleri uygulanmaya başlamış.

Gümüş üzerine farklı işleme tekniklerinin geliştiği Van havzasında doğan savat, Urartu medeniyetin son bulmasına rağmen, daha sonraki medeniyetlerde de yaşam bulmuş, günümüze kadar gelebilmiş bir gümüş işleme tekniği. Tuşba’da başlayıp ve Van’a kadar süren yolculuğunda, tanıştığı her medeniyet bir iz bırakmış üzerinde ve biriktiren tüm bu izler tüm canlılığıyla ulaşmış insanlığa. Savat, kültürlerin izleriyle beraber bugün de zanaat yoluyla söyleyecek bir şeyi olan ustaların elinde, aynı topraklarda yaşamaya devam ediyor.


Savat, Osmanlı’da da Vanlı Ermeni ustaların emeğiyle hayat bulmuş. Yüz yılların izini yeniden gümüşe aktaran ustalar, aşklarını ve ümitlerini, usta dokunuşlarla gümüşe işlemişler. Her bir parçada emeğin ve zarafetin şıklığını taşıyan ve neredeyse yedi-sekiz ay süren kışın, gölgesinde işlenen bu takılar, soğuğun inadına sıcak bir etki bırakıyor insanın üzerinde.

Osmanlı Saraylarından Avrupa Saraylarına...

Savatın duruşundaki asalet, onu Van’dan Osmanlı saraylarına, oradan da Avrupa’ya taşımış. Avrupa saraylarına hediye olarak gönderilen savat, bir dönem o kadar revaçtaymış ki, Osmanlı’da sadece İstanbul’a verilen 900 ayar gümüşe tuğra vurma yetkisi, savat işçiliğinden ötürü Van’a da verilmiş. O dönemlerde birçok konuda öncü olan Osmanlı, takıda da takip edilen bir ülkeymiş. Osmanlı saraylarında çok rağbet gören savat işçiliği ile bezeli takılar ve tütün tabakaları, tüm Avrupa’da, özellikle de Paris’in seçkin kuyumcularında kendine yer edinmiş. Bu el sanatının gördüğü haklı ilginin içinde, gümüş üzerinde savatlı enfiye ve tütün kutuları en gözde ürünlermiş. Savatın bu derece gelişimi ve üretilen ürünlerin geniş bir coğrafyada bu kadar ilgi görmesinde devlet desteği de söz konusu… Çünkü bu ürünler, Avrupa’ya, Osmanlı Devleti’nin girişimleriyle gönderilmiş ve Vanlı Ermeni ustalar zanaatlarını devletin himayesinde devam ettirmişler. Osmanlı’da birçok zanaatın gelişmesi devletin teşviki ve kontrolüyle sağlandığı tarihi bir gerçek… Bu gerçek, savatın o dönemde yurtdışında çok tutulmasının önemli sebeplerinden biri olarak ortaya çıkıyor.

Savatın Yapımı ve Mucize Formülü...

Savatı gümüşe uygularken, ilk etapta savat çamurun hazırlanması gerekiyor. Bu çamur karışımı için 500 gr. bakır, 500 gr. kurşun, 150 gr. gümüş 1 kg. da kükürt kullanılır. Ustalar bu karışımı; “4 ölçü bakır, 4 ölçü kurşun, 1 ölçü gümüş, yeterince kükürt” diye tarif eder.


Sonrasında bu ölçülere uygun olarak bakır ve gümüş bir potada eritilir, eriyen karışıma kurşun ilave edilir ve onun üzerine de kükürt eklenir. Kükürt diğer maddelere iyice karışana kadar uzun süre karıştırılmaya devam edilir. Siyah bir renk alan bu alışım, madeni bir kaba boşaltılarak soğumaya bırakılır. Karışım soğuduktan sonra kaptan kırılarak çıkarılır, parçalar havanda toz haline gelinceye dek dövülür ve sonrasında elekten geçirilip ince un kıvamına getirilir. Savat yapılacağı zaman un haline getirilen bu karışıma tenakar (boraks) karıştırılarak çamur elde edilir ve bu çamur savat yapılacak yerlere sürülür. Buna “sürme savat” denir. Oyuk yerlere, toz haline getirilen savat maddesi ekilirse buna da “ekme savat” denilir. Ekme veya sürme savat ile doldurulmuş gümüş, ateşe tutulup, savat çamuru iyice oyuğa yayılır ve oyuklar savat ile kaplandıktan sonra ateşten alınarak ve soğumaya bırakılır. Eğe ile tesviye edildikten sonra cilalanarak hazır hale getirilir. Bu işlemden sonra ise takı üzerine figür ya da figürler çizilir. Van’da bu işi kalıplarla yapan atölyelerin yanı sıra hâlâ el emeğiyle yapan ustalarda var.

Savat gümüş işlemeciliği Eskişehir ve Alpu İlçesi'nin çok önemli bir ekonomi ve kültür mirası kaynağıdır.Buradaki savat işçiliği Eskişehir’in ve İlçenin en büyük tanıtım araçlarından biri durumundadır.Alpu İlçesi'ndeki bu önemli el sanatı evlerde aileler arasında sürdürülmektedir.
Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansının 2015 Yılı Kırsalda Ekonomik Kalkınma Mali Destek Programı Kapsamında(Kar amacı gütmeyen)  'Alpu Savatı'nın Modernizasyonu' projesi olarak desteklenmiştir. 


Ustalarımız, Mahir Sonyürek(45), Burhan Ersoy(44), Ercan Sonyürek(64), Fazlı Sayar(65) ve Mühsin Gan(57) çalışırken.


Ustalarımızın eserlerinden örnekler.

İşlemelerde geleneksel Türk ve Osmanlı desenlerinin yanı sıra Osmanlı Padişahlarına ait tuğra ve mühürlerin bezemeleri de kullanılmaktadır.

Alpu Belediyesi ölmeye yüz tutmuş olan bu el sanatını geliştirmek ve gelecek kuşaklara özgün haliyle aktarmak adına önemli çalışmalar yapmaktadır.

Yok olmaya yüz tutan bu sanat, geçtiğimiz yıllarda Van’da Meksa Vakfı’nın çalışmalarına son vermesinin ardından sadece Alpu ilçesinde yaşatılmaktadır. 

Savat çoğunlukla gümüş işlemeciliğinde kullanılan bir süsleme tekniğidir. Kuyumculukta savat, metal eşyalara özellikle gümüş eşyalara oyulmuş motifleri doldurmakta kullanılan siyah renkli, metal alaşımdır. Kelimenin asıl adı “sevad” olup zamanla savat olarak söylenmeye başlanmıştır. Kelime anlamı kara, karanlık, siyah demektir.


Anadolu’da köklü bir geçmişi olan bu sanatın en eski merkezi Kafkasya ve Dağistandır.

Savat çalışmaları yüksek ayar gümüş üzerine yapıldıkları zaman daha büyük değerler taşırlar. Çünkü gümüşün haslığından dolayı koruduğu beyazlık ile siyah savat çizgileri işi daha gösterişli bir biçimde ortaya çıkarmaktadır. Düşük ayarda ise gümüş hem çabuk karardığından hem de içindeki fazla bakırdan dolayı kızardığından savatı örtmekte ve göstermemektedir. Bu nedenle Osmanlılar Döneminde savatlı eserlerde 900 ayar üzeri gümüşe vurulan tuğra damgası müşterinin araması adet olmuş ve İstanbul dışındaki Van ve Diyarbakır gibi vilayetlere yüksek ayar gümüşe tuğra damgası vurmak yetkisi verilmiştir.

Hedefimiz...

Ülkemizde unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi günümüz beğeni ve taleplerine uyarlayarak üretim yapılmasını sağlamak, yeni ustalar yetiştirerek sanatın devamlılığını ve iş istihdamını artırmak, sanal pazar yerleri ile hem ülke hem dünya pazarına açılmasını sağlamak için www.savat.net e-ticaret sitesini kurmak.

Hali hazırda 2015 yılında Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansının mali destek programı kapsamında kurulmuş olan atölyede 4 usta çalışmaktadır. İlçedeki gençleri bu işleme tekniği ile ilgili eğitmek için atölyenin genişletilmesine ayrıca ek alet ve makinelerin alımına ve www.savat.net e-ticaret sitesinin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Değerlerimizin yeniden hayat bulmasını sende istiyorsan desteklerini bekliyoruz...


  • 8 ay önce
    10
    Destek
  • Hakan Yıldız
    8 ay önce
    50
    Destek
  • Serhat Şimşek
    7 ay önce
    60
    Destek


Başlamaya hazır mısın?

Birkaç küçük adımla fikrini hayata geçirebilirsin